15 Mart 2009 Pazar

Pastoral Vadi'de Konaklama


Ekolojik mimarî yaklaşımıyla tasarlanan çiftliğin Kargı Deresi kenarındaki ahşap evleri ile yamaca dayalı taş ve kerpiç evleri, 50 konuğu aynı anda ağırlayabilecek kapasiteye sahip.

Taş Konaklar:
Yöresel mimarî ve malzemelerin kullanıldığı, alt katı tek odalı, üst katı iki odalı bağımsız evlerden oluşuyor. Her evin banyosu,mutfağı ve geniş bir terası bulunuyor. Alt katlar, engelli konukların kullanımını kolaylaştıracak biçimde hazırlandı.

Kerpiç Evler:
Elle yapılan kerpiç tuğlalar ve ahşap hatılların kullanıldığı, geleneksel mimari tarzında inşa edilen bu evlerde iki yatak odası, banyo, mutfak, yaşam alanı ve geniş bir sundurma bulunuyor. Yazın doğal serin ortam sağlayan taş ve kerpiç evler, kışın kuzine soba ile ısıtılıyor.

Ahşap Evler:
Pastoral Vadi'nin sınırını oluşturan Kargı Çayı'nın kenarında, yetişkin ağaçların gölgesindeki tek ve iki odalı ahşap evlerde banyo ve sundurmada küçük bir mutfak bulunuyor.

Tüm evlerden toplanan organik çöpler, kullanılan gri ve siyah atık sular ayrı yerlerde işlenerek doğaya geri kazandırılıyor.

Pastoral Vadi'nin evlerinin içinde sigara içilmiyor...

06 Mart 2009 Cuma

Times Square’e Çevre Dostu Reklam Panosu


Amerika’nın ünlü Times Square meydanına güneş ve rüzgar enerjisi ile çalışan ilk reklam panosu kuruluyor.

Panonun inşaatına bu ay başlanacak. Dev panoda Amerika’nın en büyük ofis malzemeleri şirketlerinden birinin reklamı yapılacak. Panoyu 16 rüzgar tribünü ve 64 güneş paneli çalıştıracak. Bunların ürettiği enerji altı evin tüm elektrik tüketimini karşılamaya yetecek güçte olacak

Etiketler:

Tuz Gölü Kurtulacak


Konya’da Tuz Gölü’ne kentin atık sularının ulaşmasını engelleyecek Konya Atık Su Arıtma Tesisi’nde test çalışmalarına başlandı.

Konya Büyükşehir Belediyesi Konya Su Kanalizasyon İdaresi (KOSKİ) Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan Konya Atık Su Arıtma Tesisleri’nde atık su alımı test işlemine başlandı.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, temeli Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından atılan Konya Atık Su Arıtma Tesisleri’nin Türkiye’nin en önemli çevre projelerinden biri olarak kabul edildiğini söyledi.

Tesisin devreye girmesiyle Konya’nın atık sularının Tuz Gölü için tehdit olmaktan çıkacağını ifade eden Akyürek, 1 milyon nüfus ve günlük 200 bin metre küplük debi kapasiteli tesisin AB standartlarına uygun arıtma yapacağını vurguladı.

Artık Konya’nın atık sularının insan ve çevre sağlığına uygun olarak arıtılacağını ve arıtma çamurundan elde edilecek enerji ile tesisin elektrik ihtiyacının büyük ölçüde karşılanacağını vurgulayan Akyürek, şunları kaydetti:
“Bugüne kadar kentsel kanalizasyon hatlarından 3 bin milimetrelik kolektörde toplanan atık sular terfi merkezi ile yükseltilerek Keçili Deresi’ne deşarj edilmekteydi. Atık Su Arıtma Tesisi’nde su tutma işlemi başlayınca, mevcut terfi merkezi devreden çıkarılarak atık sular tesise yönlendirildi. Su alma yapısından mekanik arıtma ünitelerine geçen atık sular daha sonra ileri biyolojik arıtma ünitelerine alınmaktadır. Biyolojik olarak arıtılan atık sular, ultraviyole tekniği ile dezenfeksiyon işlemine tabi tutularak deşarj kanalına iletilecek.”

50 milyon TL’ye mal olan tesislerde yıllık en az 50 milyon metre küp sulama suyu üretileceğini, bunun da tarımsal sulama ve yeşil alan sulamasında kullanılacağını belirten Akyürek, “ayrıca tesisten çıkacak çamur, havasız çürütme sonucu gübre haline getirilecek. Bu gübreler de çoraklaşmanın yoğun olduğu bölgelerde kullanılabilecek” dedi.

Akyürek, günde 200 bin metreküp atık su işleyecek tesisin test işlemlerinin ardından kısa süre içinde arıtma faaliyetine başlayacağını belirterek, “Konya modern bir arıtma tesisine kavuştu. Bu gelişme kent açısından olduğu kadar Tuz Gölü’nün kurtulması için de önemli bir adımdır. Tesisin hem ülkemize hem de Konya’ya hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

Etiketler:

05 Mart 2009 Perşembe

Ya iklim değişikliği enerji sorunu değilse?

Bu aslında uzun süredir düşündüğüm bir konuydu. Ya genel kanının aksine, iklim değişimi öncelikle enerji sorunu değilse ve biz öyle olduğunu düşünerek gelecek yılları riske atacak büyük hatalar yapıyorsak?

Enerji sorunundan kastım nedir? Seçtiğimiz enerji kaynaklarından kaynaklanan sorundan bahsediyorum.

Sera gazlarının çok büyük bir bölümünün hidrokarbon birikimlerden elde edilen yakıtların (petrol, kömür ya da doğal gaz gibi) yanması sonucu ortaya çıktığı verisi elimizdeyken, iklim değişikliğinin enerji seçiminden kaynaklanmadığını düşünmek garip gelebilir. Tabi ki, mantıklı kimse kömür, petrol ve gaz kullanımının iklimi değiştirdiğini inkar edemez ve zaten benim önerim de bu yönde değil. (Yine de çiftçilik, ormancılık, kimyasal üretim ve diğer kaynaklardan gelen azımsanamayacak emisyonu da göz önünde tutmakta fayda var.)Anlatmak istediğim, enerji kaynaklarını değiştirerek başarmaya çalıştığımız emisyonu azaltma ve ardından yok etme çabası, düşündüğümüzden daha az işe yarıyor olabilir. Diğer bir deyişle, kullandığımız enerji çeşidi her ne kadar önemli olsa da, diğer üç konunun yanında tahminimizden çok daha az önemi olabilir: ürettiğimiz enerjiyi kullanıp kullanamadığımız, nasıl kullandığımız ve nasıl yaşadığımız.

Ürettiğimiz enerjiyi kullanabiliyor muyuz?
Ürettiğimiz enerjinin büyük bölümü üretim ya da iletim sırasında harcanıyor (ABD Enerji Bilgi Merkezi verilerine göre ABD’de bu oran %52). Anladığım kadarıyla, harcanmaktan kasıt kullanılmak değil, etkin olarak kullanılamamak. Yani aslına bakarsanız hiç kullanamıyoruz.

Şimdiye kadar söylenenler ve okuduklarıma göre, sistemik atığın çoğu, kötü tasarlanmış büyük sistemlerden kaynaklanıyor ve akıllı ızgaralardan atık ısıyı sanayide kullanmak üzere toplayan daha etkin türbinlere kadar çeşitli yeni yaklaşımlarla yok edilebilir. Anladığım kadarıyla hiçbir sistem enerji kaybını sıfırlayamıyor ancak eğer diğer her şey sabit kalsa bile sadece bu kaybı yarıya indirsek, enerji kaynaklı emisyonu kabaca %25 oranında azaltmış oluruz.

Enerjiyi nasıl kullanıyoruz?
Enerji verimliliğinin tanımı da aynı oranda önemli. Amory Lovins sürekli olarak enerjiyi kullandığımız sayısız yolun tamamen verimsiz olduğunu belirtiyor. Artık hepimiz kompakt floresan lambalar ile eski ampullerin enerji tasarrufları hakkında bilgi sahibiyiz. Metaforik olarak düşünürsek, toplumumuz (özellikle ABD) eski ampullerden farksız görülebilir, gelişme fırsatlarından başka bir şey değil. Tekrar tekrar belirtildiği gibi, şu anda büyük oranda enerji tasarrufu mümkün iken aynı zamanda da bu enerji tasarrufu, kendi masrafını da karşılayabilecek durumdadır. Üstelik birçoğu da karbon fiyatlandırma ya da yeşil vergiler ile karlı ile olabilir.

Nasıl yaşıyoruz?
Yaşam biçimimiz buradaki en zor sorun olabilir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, diğer etkenlerden daha çok yaşadığımız yer, büyük oranda harcadığımız enerji miktarını ve tabi tasarruf edebileceğimiz enerji miktarını belirliyor. Yayılmayı önleyerek; akıllı gelişmeyi, iyi tasarım ve ulaşımı destekleyerek; yeşil binalar ve yeşil yapılara ulaşmak için yoğunluğu kullanarak; ve hammadde, üretim hizmeti ve ürün yerine deneyime dayalı bir refaha vurgu yaparak çok büyük miktarlarda enerji tasarrufu gerçekleştirebiliriz. Bunlar, öncelikle enerji kullanımına ihtiyacı ortadan kaldıracak, ardından da benzer ya da daha iyi bir yaşam biçimi getirebilecek aşamalar. Ampul metaforumuzu geliştirirsek, ışık alabileceğimiz bir penceremiz varken ışığı yakmamak gibi bir şeydir bu.

Aslında, kendimizi adadığımız şey refah içinde yaşamak ise, enerji kaynağındaki sadece küçük bir değişiklikle yeşil bir yaşama doğru büyük bir değişim mümkün olabilir, tabi kaynaktaki değişim yeteri kadar büyük olursa. Çok çeşitli ulaşım imkanları, yeşil binaları, akıllı yapıları sadece birazcık geliştirilmiş enerji kaynakları bulunan daha etkin toplumlar, bizim şu anki yolumuzda giden, yayılan ve boşa harcayan toplumlardan çok daha sürdürülebilir olacak ve şu ankine göre iki kat daha temiz enerji kullanacaklardır.

Elbette her ikisini de isteriz. Yenilenebilir, düşük karbonlu enerji kullanan kompakt ve etkin bir toplum istiyoruz. Ancak sürekli yayılan, durumunu değiştirmeyen toplumların artan enerji taleplerini karşılamaya çalışırken daha temiz enerjiye ulaşma hedefinin çökeceğine kesin gözüyle bakılabilir. Ve sınırlı kaynağı bulunan ve az özen gösteren bir toplumda, temiz enerjiye bağlı stratejileri uygulamaya çalışmak, daha sonrasında daha önemli sistemik çözümler yaratabilme şansını azaltabilir. (Örneğin ben ABD’de temiz enerji yardımı yerine ulusal akıllı gelişme gündemi oluşturulmasını tercih ederim.)

Yani, belki de iklim değişikliğini enerji sorunu olarak görmekten vazgeçmenin zamanı gelmiştir.

Etiketler:

Geleceğin şehirleri: Eko-kent

BBC Focus Dergisi'nde yer alan habere göre, Birleşmiş Milletler verileri, 2008'in dünya nüfusunun yarısından fazlasının şehirlerde yaşadığı yıl olduğunu gösteriyor. Gelecek 30 yıl içinde sadece Asya ve Afrika'daki şehirlerin nüfusu ikiye katlanacak, bu da 1 milyar 700 milyon insan için yeni evler yapılması anlamına geliyor. Arup Mühendislik'in direktörü Roger Wood, "Çin'de 2050'ye kadar yaklaşık 600 milyon insan köyden şehre taşınacak. Her aile 3 kişiden oluşsa, 200 milyon buzdolabını nereden bulacağız?" diyor.

Yeni ekolojik şehirler inşa etmek inanılmaz gibi geliyor, ancak bu zaten oluyor. Şu anda biri Çin'de ve diğeri Birleşik Arap Emirlikleri'nde olmak üzere 2 eko-kent inşa ediliyor. Abu Dabi'den 17 km uzaklıktaki Masdar şehrinin inşası 2008 yılında başladı, Şangay yakınlarındaki Dongtan şehri ise yarım milyon kişiye ev sahipliği yapacak.


Çin'de Dongtan şehri

Çin'de Şangay'ın hemen dışında kendine yeten bir eko-kent inşa ediliyor. 2010'da ilk bölümü bitmesi planlanan ve Yangzi Nehri'nin ağzında bulunan Chong-ming Adası üzerinde inşa edilecek kent, ada üzerindeki Dongtan şehrinde hayata geçirilecek. Projeye göre eko kent, enerji ve su konusunda kendine yeterken, sıfır karbon üretecek.

Chongming adasında kurulacak bu yerleşim şu haliyle tarım için kullanılıyor ve çevresinde önemli bir kuş parkı yer alıyor. Plan bu tarım alanlarının bir kısmını ormana çevirmek ve tüm tarımı organikleştirmek. Kentin yeşil sanayiyi ve turizmi çekmesi planlanırken, Dongtan yaygın bir şehir gibi planlanmayıp sadece 86 kilometrekaresi yani beşte biri kentleşecek. Dongtan kentinin mühendisliğini İngiliz firması Arup yapacak.

Atkların çoğu dönüştürülecek

Dongtan'da 2010 yılında 25 bin kişinin oturmasını hedeflerken 2040'da bu sayının yarım milyon olması öngörülüyor. Tasarım Çin geleneksel tasarımının yüksek teknolojili yeşil tasarımlarla melezi olarak gelişecek. Tarımsal atıklar ve rüzgâr türbinlerinden enerji üretilecek. Atıkların çoğu dönüştürülecek. Kentin içinde petrol ya da dizel yakıtlı araçlara izin verilmeyecek. Sadece elektrikli araçların girmesine izin verilecek kentte ulaşımı, güneş enerjili su taksileri ve hidrojenle çalışan otobüsler sağlayacak.


Çevre dostu diğer şehir Masdar ise çölün ortasında kuruluyor

Dünyanın en zengin petrol ülkelerinden Birleşik Arap Emirlikleri, yenilenebilir enerji ile çalışan ilk "sıfır-karbon" şehri Abu Dabi çölünde kuruyor. Toplam 7 kilometre karelik bir alan kapsayacak 50 bin kişilik şehrin inşası 2008 yılının Şubat ayında başladı. Ticaret merkezleri ve küçük sanayi işletmelerine de ev sahipliği yapacak şehir 2015 yılında tamamlanacak.

Araba yerine raylı sistem kullanılacak şehrin enerji ihtiyacının yüzde 82'si güneş enerjisiyle, yüzde 17'si yiyecek artıklarını yakarak enerjiye dönüştüren bir sistem sayesinde, yüzde 1'i de rüzgâr türbinleriyle karşılanacak. Şehirdeki binaların ısıtma ve soğutma sistemleri de, normalden 10 kat daha az enerjiyle çalışacak.

ABD'nin önde gelen eğitim kurumlarından Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün (MIT) katkılarıyla geliştirilen "Masdar İnsiyatifi" adlı proje 22 milyar dolara mal olacak. Temiz enerjinin kullanılacağı şehirde yer alan bazı özellikler şöyle;

Kolay ulaşım ve nakliye

Şehirde en yakın yerel taşıma araçlarının uzaklığı en fazla 200 metre olacak şekilde tasarlanıyor. Masdar'ın ana caddelerinden çoğu, temiz enerji kullanan ve Abu Dabi'ye bağlantısı olan tren yolları çevresinde bir araya toplanacak. Benzinli araçların girmesinin yasak olduğu şehirde oturan halk ise temiz enerji kullanan özel araç veya toplu taşıma sistemleriyle şehirde dolaşacak. Özel hızlı taşıma sistemi, yaya yolunun altındaki raylar boyunca uzanan algılayıcıları takip ederek günde 150 bin sefer yapabilen 2 bin 500 şoförsüz elektrikli taşıttan oluşacak. Her araçta 6'dan fazla kişi seyahat edebilecek.

Binalarda kat sınırlaması olacak

Müteahhitler gölge ve güneşten daha etkili yararlanabilmek amacıyla binalarda yükseklik sınırı belirleyecekler. Binalar iç sıcaklığını düşük tutmak için termal duvarları kullanırken, sıkışık caddeler gölgelendirmeyi azami miktarda sağlayacak.

Temiz hava ve su

Deniz suyu arıtma sistemi günde 8 bin metreküp su sağlayacak ve Masdar'da kullanılacak suyun yüzde 60'ı geri dönüştürülecek. Caddelere temiz hava ve çöl rüzgârı verecek ağaçlar şehrin çevresine stratejik olarak yerleştirilecek.

Masdar'da zemin seviyesi yerden 5,5 metre yüksekte olacak. Diğer ulaşım araçları yer altından giderken, caddeler, yol üstünde uzayan bir köprü üzerinden geçen yol üzerinde planlanacak. Yollarda trafik olmayacak ve yollar boru döşemek için asla kazılmayacak. Çöp kutusuna çöp atıldığında vakum borusu onu merkezi bir bölgeye süpürecek ve burada ayrıştırılan çöpler geri kazanılacak.

Masdar Genel Merkezi ise 2011 yılında tamamlanacak

Şehrin kalbi olan 2011 yılında tamamlanacak ilk binalardan biri Masdar Genel Merkezi olacak. 150 milyon pounddan fazlaya mal olacak, sıfır karbon bina 7 kat yüksekliğinde ve ilk rezidans ve iş merkeziyle birleştirilmiş olacak. İlk kez güneş enerjisi sağlamak için fotovoltaik çatı inşa edilecek. Müteahhitler, genel merkezin kendi enerjisini kendisinin sağlayacağı dünyadaki ilk bina olacağını iddia ediyorlar. Tamamlandığında kullandığından daha fazla enerji üretecek.

Binanın cam dış cephesi temiz sıcaklık açığa çıkaran termal bir kütleye sahip olacak. Koni şeklindeki rüzgâr kuleleri doğal aydınlatma, serinletme ve havalandırma sağlayacak. Kulelerin geniş tabanı bahçelerde yerleşirken Ilık hava çatıya doğru çıkacak. Rüzgâr türbinleri ise ana siperlik altından asılı kalacak. Termal tüpler binaya güneş enerjili havalandırma sağlarken, çatıdaki güneş paneli dizileri enerjiyi toplayacak. Hava yeraltındaki dağıtım sistemi aracılığıyla bina içerisinde dolaşacak. Bina, karışık kullanımlı tipik binalardan yüzde 70 daha az su kullanacak şekilde tasarlandı.

Etiketler:

Kentlerdeki Yaşam Adaları

Kentler geliştikçe, nüfusları arttıkça bazı önemli sorunlar kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık ‘Kentler artan nüfusun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak?’ sorusu ise cevabını büyük bir endişeyle beklemektedir. İş bulmak ya da daha rahat yaşamak arzusuyla kent merkezlerine göç eden insanlar burada meydana getirdikleri yoğunlaşmanın farkına varamamaktadır. Çünkü çoğunun kentin kendi gelişlerinden öncesi hakkında bir bilgisi yoktur. Ayrıca kentin var olan nüfusunun büyük kısmı plansız yerleşim sorununun bir parçasıdırlar. Bu yüzden iki yanlışın sentezinden bir doğru çıkarmaya çalışan kentler büyük bir keşmekeş yaşamaktadırlar. ‘Kentlere göçün engellenmesi gerekir.’ gibi bir anlayışla doğru sonuçlar elde etmek mümkün görülmezken, ‘Kente girişlerde vize uygulansın!’ gibi öneriler de özgürlükler engellenecek korkusuyla ciddi tepkilere yol açmaktadır. Yine kentteki plansız yerleşimlerin yıkılarak yerine planlı ve çok katlı yapılar yapılması da radikal ve bir o kadar da masraflı bir iştir. Bazı büyükşehir belediyeleri bu konuda ciddi tedbirler almış olsalar da artan nüfusun ihtiyaçları karşılanamamaktadır. Çünkü gelen insanlar yaşamak istedikleri yeri seçerken yerel yönetimlere danışma gereği duymadıkları gibi, genellikle de resmi olmayan ve ucuz yollardan elde ettikleri bir yere yerleşmektedir. Dolayısıyla yapılan planlamalar bazen amacının dışında sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Kent planlarını uzun dönemleri kapsayacak şekilde hazırlamayan yerel yönetimler bu sorunları çok sarsıcı bir şekilde hissetmektedirler. Artık büyükşehirlerde birden fazla merkez oluşmakta ve kentler etrafa doğru yeni merkezler oluştura oluştura büyümektedir. Bu yeni oluşan yerleşim yerleri kent merkezlerine doğal olarak uzak olduğu için ulaşımı sorun haline getirmektedir. Kente yeni gelen insanlar ise daha çok kent merkezine yakın olmayı tercih ettikleri için sorunsuz; hatta cazip, ama uzak yapılar yerine sorunlu (kaçak, çirkin, plansız ve kullanışsız) yakın yapılarda yaşamayı tercih etmektedirler. Bu da kent merkezini görüntü kirliliğine yol açan bir yapılaşmaya boğmaktadır. Ülkemizde yeni yeni yapılan yüksek katlı (10-20 kat) binalar gelişmiş ülkelerde yıkılmaya ve yerini bina kentlere (50-100 kat) bırakmaya başladı. Öyle ki bu binaların içinden haftalarca çıkmadan 4-5 bin insanın her türlü ihtiyacını karşılamaları mümkün olmaktadır. Daha çok şehir merkezine yapılan bu binaları hafta içi (iş günleri) kullanan insanlar hafta sonu (tatil günleri) kentin sınırında, doğa ile iç içe, bahçeli, havuzlu, çimenlerle kaplı, bahçe duvarları küçük, süslü bitkilerden oluşan genelde iki katlı, üç katlı evlere sığınmaktadırlar. Ulaşım sorununun olmadığı yerlerde her gün gelip gitmektedirler. Gelişmiş ülkelerin terk ettiği yöntemleri yaşayıp tecrübe etmenin boşuna olacağı ortadadır. Kent yöneticilerinin, kentin gelişim yönleri etrafına yüzlerce bu tür bahçeli ev siteleri kurmaları veya kurulmasını sağlamaları kentin yaşanabilir doğal alanını daha da arttıracaktır. Aksi takdirde kentler gelişirken yine yüksek katlı binaların esiri olunacaktır. Yerel yönetimlerin bu çalışmaları kentsel altyapı ihtiyacını karşılayamayınca alternatif projeler kooperatiflerden ya da özel firmalardan gelmektedir. Bu projelerin genel özellikleri ise belediyelerin yaptıklarından farklı olarak çok özel bir unsur barındırmalarıdır. Özel nitelik gerekmektedir; zira yüksek fiyatlı bu evleri almak o kadar da cazip değildir. Ancak insanlar talep ettikçe yeni projeler devreye girmektedir. Böylece görülmektedir ki bu özel nitelik insanlara gerçekten cazip gelmektedir. İşte o nitelik doğa ile iç içe olma ya da doğaya ait unsurların projenin her bir metrekaresine yedirilmesidir. Binaların arasında çimenler ve birkaç ağaççıktan oluşan akvaryumlar değil de, küçük bir ormanın içinde binalar yapma, arazinin içinden nehirler akıtma, yapay göletler oluşturma, havuzlar, doğal parklar, plajlar vs. yapma şeklinde olan bu nitelik pek çok projeyi orta sınıfın üstünde gelir sahibi insanların seçmesini mecbur etmektedir. Merkeze uzak bu siteleri cazip kılan bu nitelik yabana atılır gibi değil. Zira uygulanan konut kredileri ile orta sınıfın üst dilimindeki gelir sahipleri de bu evlerden alır hale geldi. Şehri kuşatan kokuşmuşluk, yoğunluk, stres, çarpıklık, kirlilik ve gürültü insanların bu siteleri seçmelerine yol açmaktadır. Bir de güvenlik sorunu eklenince iyice tercih edilir hale gelen bu sitelere yeni bir isim vermek gerek. Bunlara ”Yaşam Adaları” diyebiliriz mesela…

Yaşam Adaları, bizlere doğal yaşamın olanaklarını sunuyor fakat burada durup düşünülmesi gereken bir nokta daha var. O da bu Yaşam Adalarına yerleşmek bu kadar pahalı olacaksa biz elimizdeki doğal ortamı ne diye harap ettik. Madem bu kadar fazla masraf yaparak bu evlere yerleşilecek kent merkezleri benzer bir hale aynı masrafla getirilemez mi? Bu Yaşam Adaları Projesi biraz da insanların önce tahrip ederken masraf yaptığı doğal güzellikleri tekrar yüklü bir masrafla kurtarmaya çalışmasına benziyor. Izmir Körfezi ve Haliç yüklü masraflarla yapılan kanallarla kirletildikten sonra yine aynı şekilde yüklü masraflarla kanallar döşenerek temizlenmeye çalışılmıştı. Yaşam Adalarına birkaç örnek;

Birinci örnek İzmir’den; Güzelbahçe’deki bu yaşam adası, 118.375 m² alan üzerine kurulacak 140 villayı kapsamaktadır. Yani villa başına ortalama 850 m² alan düşmektedir. Fiyatları yaklaşık 150-200 bin YTL olan evlerin tanıtımında kullanılan ifade ise insanın içini cızlatacak cinsten: ‘Güzelbahçe’nin deniz manzaralı en son ve en güzel yeri.’ ikinci örneğimiz Ankara’dan; Estetik kaygıları ön planda tutan bu proje 1154 konutu şöyle pazarlıyor: ‘Estetik bir mimariyle süslenmiş göl manzarası, Ankara’nın site içinde ilk ve tek Alışveriş Merkezi, doğayla iç içe yapılanmış modern peyzaj…’ Fiyatlarının yazılmaya cesaret edilemediği bu ilanda slogan ise ‘Ankara’nın en güzel manzaralı evleri!’ Ankara’dan başka bir örnek; Ankara merkezden 45 km uzaklıkta olan bu yaşam adası da 5000 konuttan oluşuyor ve tanıtımında kullanılan ifadeler şöyle: ‘Yeni Ankara olarak tanımlanan bölgede bahçeli-müstakil, her türlü soysal, kültürel, sportif ve ticari tesisin bulunduğu sakin ve huzurlu bir ortama sahip konutlar.’ Tahmin edileceği gibi ilanda fiyatlar verilmemiş.

Bir örnek de Istanbul’dan; Pendik-Kurtköy’deki (Sabiha Gökçen Havaalanı ve Formula 1 Pisti bulunan semt) 1286 dairden oluşan bu çok katlı yapıların kurulacağı alan ise 100.000 m². Öyle ki burada evler bir yaşam felsefesini sunuyor müstakbel sahiplerine. Tanıtımında fiyat sunabilmesi ucuz olduğu anlamına gelmiyor tabiî ki. En ucuzu 65 m² (1+1) olan evlerin fiyatı (KDV, abonmanlık, CTH, sözleşme, iskân, tapu harçları hariç) 88.000 YTL’den başlıyor. En pahalısı ise 162.000 YTL. Özel bazı daireler ise reklâma dâhil bile edilmemiş. Fiyatı çok gibi gelen konutları cazip hale getirmek için kullanılan unsurlar ise tabiî ki yine doğal unsurlar: ‘3.katta bahçe, manzarayı kesmeyen T bina stili, doğayla iç içe yaşam imkânı sunan Fransız tipi balkon, sadece spor, yürüyüş ve dinlenmeye ayrılan maksimum yeşil alan, 4 havuz, 7 gölet, site içinde 1 km yürüyüş ve koşu parkuru…’

Örneklerde de görüldüğü gibi bir zamanlar herkesin olan kent alanları çarpık kentleşme nedeniyle bozulunca alternatif Yaşam Adaları oluşturmak mecburiyeti doğdu. Eğer kentlerimiz yaşanabilir alan olmaktan uzaklaşmaya devam ederse bu tür yerleşim alanlarının sayısı artacaktır. Evet, doğa işte bu kadar pahalı. Örneklerde dikkatinizi hemen çekeceği gibi bu yerleri cazibe merkezi haline getiren en önemli unsur: Doğa. Doğal yaşam alanlarını her geçen gün kaybeden belediyeler buna bir an önce dur demeli ve kent içinde en ufak bir alanı bile ıskalamadan doğal ortam haline getirmeli ve kesintisiz yeşil alanlar oluşturmalıdırlar. Aynı zamanda kentlerin güvenliğini sağlamak da giderek Koloniler ya da Yaşam Adaları kurarak yaşamak zorunda kalmamızı engelleyecektir. Doğaya sahip çıkmalı, sosyal bir varlık olan insanı başka insanlardan soyutlayan, yalnızlaştıran, karamsarlaştıran, huzursuzlaştıran, sinirli bir kişilik haline getiren şehirleşme anlayışından bir an önce kurtulmak zorundayız. Zira herkesin sığınabileceği bir Yaşam Adası bulması çok zor olacak.

Etiketler:

Park Şehirlere Doğru

Parksız bir yerleşim yeri düşünebilir miyiz? Elbetteki hayır. Parklar, şehirdeki çatısız, duvarsız evlerimizdir adeta. Burada yorgunluğumuzu atarız, huzuru soluklarız. Bu yemyeşil mekanlarda çok güzel zamanlar geçiririz. "Ne olacak, alt tarafı bir park" deyip de geçmeyin. Şehir ve insan açısından tahminlerimizin ötesinde önemi vardır parkların. Öncelikle, her yaştaki insana ve toplumun bütün kesimlerine hitap eder. Zengini, fakiri, genci, yaşlısı birdir parklar için. Kimseyi ayırmaz. Kimseyi kayırmaz. Herkesi kendine davet eder. Herkesle vakit geçirir. Yani parklar dinlenme bazında, toplumsal eşitliğin sağlandığı huzurlu mekanlardır.

Gerek estetik ve görsel açıdan, gerekse psikolojik açıdan olmazsa olmazlar arasındadır parklar. Mesela bir şehir parkı, toplumsal kaynaşmanın yaşandığı küçük bir meclisdir. Parklar şehirdedir, fakat oraya şehrin karmaşası, gürültüsü, düzensizliği gibi olumsuz unsurların hiçbirisi giremez. Zaten parklar, bütün bu olumsuz-lukları yaşamamak için yapılmıştır. Eğer şehrin bütün negatifliğini orada da yaşayacaksak parkların ne özelliği kalır ki.!

Evet, parkta geçirdiği zamanda dinlenmiş ve zorluklara karşı mücadele gücü kazanmış bir insan, ne kadar talihlidir. Çok güzel beraberliklere imza atan insanlar ve parklar, en mutlu zamanları birlikte yaşarlar. Bunun için insanlar, dostlarını özel bilmeli, dostuna ve dostluğuna sadık olmalı, korumalı ve sahip çıkmalıdır. Peki insanlara bu kadar huzur veren parklara biz ne vermeliyiz? Elbetteki himayemizi ve sevgimizi. Güzellik ve sevgi dolu bu atmosferi bozacak hiçbir davranışta bulunmamalı ve herkesin böyle davranmasını sağlamalıyız. Parkları yanlış bir şekilde ve amacının dışında kullanmayı hayalle-rine bile misafir etmeyen, daha medeni bir toplum şuuruna erişmiş fertler olmalıyız. Hepimiz biliyoruz ki parklar hiç kim-senin şahsi malı değildir. Toplumun ortak malıdır. Bu demektir ki ortak malımız olan parkları gereği gibi kullanmak ve korumak da hepimizin ortak görevidir. Öncelikle, herşeyi yetkililerden ve görevlilerden bekleme alışkanlığından kurtulmalıyız. Ancak o zaman, parmakla gösterilecek bir toplum olma bahtiyarlığına erişebiliriz. Yani "Ben kirleteyim, Belediye temizlesin" gibi içi boş düşüncelerle, yeşil huzur atmosferine ancak zarar verebiliriz. Doğru olan ise "Belediyeme herkes kadar ben de yardımcı olayım" gibi bir düşünce tarzıdır. Bu konuda da doğru düşüncelere sahip olmak, parklardaki huzur payımızı artıracaktır.

Gönül ister ki şehirlerdeki parkların sayısı alabildiğince artsa. Adeta park-şehirlerde yaşayan şanslı insanlardan olsak. Keşke parklar değil de şehirler parkların içinde kaybolsa. Yaşadığımız yerlerde, yeşilden göz gözü görmese ve beton bloklar, yeşilliklere boyun eğse. Bunu gerçekten istersek elbette olur. Dilekler, gerçeklerden önce yola çıkar. Önce dileyelim, sonra gerçekleştirelim. Gerçekçi dileklerimizin öncülüğünde, daha mutlu, daha güzel, daha yeşil bir dünyaya kavuşmak dileğiyle...

Etiketler: